Peki, suç kimde? Şehir mi girdi kanımıza, yoksa kalbimiz mi kurudu bu bereketi kaçmış topraklar gibi? Belki de gerçek dostluğu yanlış yerde arıyoruz. Belki de dost, o eski çınarın altındaki sessizlikte, bir köpeğin sadık bakışında ya da karşılık beklemeden uzatılan bir çift nasırlı elde saklı.
Bizim köyün yolları dardır; iki traktör yan yana gelse biri elbet tarlaya kaçar yol vermek için. Ama gönül yolları nedense o yollardan daha dar, daha engebeli bugünlerde. Eskiler anlatır; "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı" diye. Şimdilerde o kahveler içiliyor içilmesine de, hatırı kapı eşiğinden dışarı çıkamıyor. Dost Bulmak Cok Zor Bizim Koyde
Yine de her sabah umutla çıkıyorum sokağa. Belki bugün bir selam, sadece selam olduğu için verilir. Belki bugün biri "Nasılsın?" derken, cevabını gerçekten merak eder. Çünkü biliriz ki; insan insana her zaman muhtaçtır ama dosta olan açlık, ekmeğe olandan her zaman daha derindir. Peki, suç kimde
Sabahın köründe tarlaya giderken verilen o selamlar bile yorgun artık. Herkesin elinde bir telefon, gözü kendi toprağında değil, başkasının vitrininde. Eskiden imece vardı; birinin damı mı akıyor, tüm köy damın üstündeydi. Şimdi komşunun duvarı yıkılsa, "Benim bahçeme taş gelmesin de gerisi mühim değil" deniyor. Belki de dost, o eski çınarın altındaki sessizlikte,
Dost dediğin, seninle susabilen insandır. Oysa bizim köyde herkes konuşmak istiyor, kimse dinlemek değil. Bir derdini açmaya gör; akşamına kahvehanede o dert, senden çok başkasının ağzına sakız oluyor. Güven, o eski kerpiç evler gibi birer birer yıkılıp gidiyor yerine beton soğukluğu geliyor.